Çetin Altan ve saatler

Takvimler ve saatler

ÇETİN ALTAN

Elimde, Fethiye Ölüdeniz Belediyesi’nin bir kültür hizmeti olarak yayımladığı; her sayfası tarihsel yıldönümleri, ünlülerin doğum günleri, şiirler, fıkralar, biyografilerle zenginleştirilmiş duvar takvimi “Desti Takvim”in kartonundan kopmuş son sayfaları var.

Cüzdandaki tıknefes olduktan sonra “sıfır”ları da tükenmiş, son kalan kâğıt paraların parmak arasındaki cılızlığına bakar gibi; takvimin son yapraklarına bakıyorum.

Bu günden itibaren kala kala 5 yaprak kalmış.

***

2006 yılı da, takvimlerin son yapraklarından veda selamları göndermekte…

İnsanların aşırı ziyan olduğu “gelişmiş” sayılmayan ülkelerde de; keyfi yerinde görünen kesimler vardır.

Bitmekte olan yılın son günleriyle, yeni yılın ilk günlerinde bir gevşeklik sarmaya başlar keyfi yerinde kesimi.

Günlük işler ortak bir “yalapşap”çılığın bulaşıkları arasına dökülüp gider. Verilen sözler savsaklanır, önceden yapılmış planlar ertelenir, telefonlara “suyuna tirit” yanıtlar verilir.

O kesimden bir yığın insan, şimdiden başlamıştır tatil yolculuğuna.

***

Geçen zaman, biten yıllar…

Zamanın ölçülüp biçilme gereksinmesinin duyulması; takvimlerle saatlerin tarihçesi…

Bugün kullandığımız Gregoryen takvimin ilk kökeninin, eski Roma’nın kuruluşuna, yani 2800 yıl öncesine dayandığı söylenmede. Bugünkü biçimini ise, 400 yıl önce Papa 13’üncü Gregorius zamanında almış.

***

Bendeniz takvimlerle ilgilenmeye kaç yaşımda başladığımı hatırlamıyorum. Herhalde okula başladıktan sonra, tatil günlerini özlediğim yaşlarda olmalı.

***

Saatlere gelince…

Saatler; her takvim yaprağının bir günlük ömrü içindeki saatleri, dakikaları, saniyeleri gösteren bir mekanizma…

Ve saatlerin tarihi de, çeşitleri de, değeri de; takvimlerinkinden çok değişik…

İlk güneş saatinin, günümüzden 5500 yıl önce gerçekleştirildiği sanılmakta…

***

Saatler, ah saatler; akrepler, yelkovanlar…

Henüz daha ilkokula başlamadan, saatin kaçı gösterdiğini annem öğretmeye kalkmıştı bendenize…

1’den 12’ye saati çemberleyen sayılar; küçük kuyruk akrep neyi gösteriyor, büyük kuyruk yelkovan neyi gösteriyor?..

***

Babamın, bir yelek cebinden ötekine, incecik bir zincirle uzanmış, kapaklı cep saati…

Babaannemin, bayramlarda boynuna taktığı altın zincirli, altın kaplama kapaklı, küçücük “Longines” marka saati…

Annemin, sadece misafirliklere giderken koluna taktığı; kendisine düğün hediyesi olarak gelmiş, altın küçük kol saati…

Ve dedemin her gün minderin üstüne çıkarak kurduğu, sallangaçlı kocaman duvar saati…

***

Bendenize de, ilkokul 4’üncü sınıfın bitimindeki tatilde, sünnet düğünümde gelmişti ilk kol saatleri ve bir tanesi en pahalı saatlerdendi. Annem onu, büyüyünce takacağımı söylemişti. Sanırım liseyi bitirdikten sonra başlamıştım takmaya.

O arada bana gelen hediyelerin bir kısmı da, başka sünnet düğünlerine hediye olarak götürülmüştü.

***

Bizim kuşağın gaz lambalı gecelerden kalma çocukları; genellikle ailece bir lokantaya gitme anısından da yoksun yetiştiler; babaların, özel günlerde eve bir buket çiçekle gelmesinden ve yaş günlerinde hediyeler alınmasından da…

Eski büyük göçlerden kalma bir yoksullukla köylülüğün, ola ki gizli tozları hâlâ kalmıştır üzerimizde…

***

Öteden beri hep düşünürüm; ilk güneş saatinden bu yana, değişik dönemlerin bin bir çeşit saat modellerinden bir “Saat Müzesi” yapılsa…

Meydan saatlerinin, kule saatlerinin maketleriyle; istasyon saatlerinin, ev saatlerinin, cep saatlerinin, kol saatlerinin çeşitleri doldursa müzenin salonlarıyla vitrinlerini…

***

Ve zamanla ilgili ünlü şiirlerden mısralar da süslese saat vitrinlerini.

Örneğin, Lamartine’in, Yaşar Nabi çevirisiyle “Göl” şiirinden şu mısralar:

Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler siz

Akmaz olunuz artık.

En güzel günümüzün tadalım o süreksiz

Hazlarını azıcık

Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün,

Hep onlar için akın;

Günleriyle birlikte dertlerini götürün,

Mesutları bırakın.

Nafile isteyişim geçen saniyeleri;

Akıp gidiyor zaman.

Geceye “daha yavaş” deyişim boş; tan yeri

Ağaracak birazdan.

Sevişmek, hep sevişmek… Akıp giden saatin

Kadrini bilmeliyiz.

İnsan için liman yok, sahil yok zaman için,

O geçer biz göçeriz.

***

Vaktiyle eski meydan saatleriyle, katedral saatlerinin üstünde de Latince şu topsöz yazarmış: “Vulnerant omnes, ultima necat

Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür; anlamına…

c.altan@prizma.net.tr

Yayın Adı: MİLLİYET Yayın Tarihi: 27.12.2006 Sayfa No: 4

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: