Saatin uzun tarihi

İnsanoğlu zaman kavramının bilincine ne zaman vardı tam olarak bilinmiyor. Gök cisimlerindeki hareketlilik, mevsimlerin belirli bir düzende bir saatin çarkı gibi dönerken ve hiç sapmadan sürekli birbirini takip etmesi takvimleri, dönemleri ve aralıklar düşüncesini belki buradan da zaman kavramını doğurduğu söylenebilir.

İnsanlar zamanı göstermek için ilk önce gündüzü bölümlere ayırmaya başladılar. Sümer, Babil, İbrani ve Mısır kültürlerinde iki ayrı yöntem kullanılmaktaydı. Bunlardan birincisi gölgelerin uzunluğunu gözlemlemek en eskisiydi. Günü bölerken öğle vaktini başlangıç noktası olarak belirlemişlerdi.

GÜNEŞ SAATLERİ

Romalı bilgin Plinius, Naturalis historia (Doğa Tarihi) adlı yapıtında, söylediğine göre başlangıçta gündüz bölünmemiş; Roma hukukunun en eski yasa derlemesi On İki Levha Yasaları’nda (İÖ 5. yüzyıl) yalnızca gündoğumu ve günbatımı belirtilmiştir. Roma’da ilk güneş saatleri İÖ 3. yüzyılda inşa edildi. Doğru yapılmış bir güneş saati ancak daha sonradan yapıldı ve hemen ardından da (İ.Ö. 159) geniş çatılı bir binanın üstüne halkın yararlanması amacı ile bir su saati inşa edildi.

Zamanı belirlemekte kullanılan aygıtlardan ilkinin, İÖ 3500’lerde Yakındoğu’da geliştirilen gonomon alduğu sanılmaktadır. Düşey bir çubuk ya da sütundan oluşan bu basit araç, çevresinde oluşan gölgenin uzunluğunun ölçülmesiyle zaman hakkında kabaca bir fikir verebiliyordu.

MISIR GÖLGE SAATİ

Bilinen ilk güneş saati, günümüze kadar ulaşan bir Mısır gölge saatidir. Yeşil bir şistten yapılmış olan bu araç, düz bir levha ile bunun bir ucuna dikilen çubuktan oluşuyordu. Üstüne altı zaman dilimine ayrılmış bir ölçek kazılı olan bu levha, doğu-batı doğrultusunda yerleştiriliyor ve ucundaki çubuk sabahları doğu, öğleden sonraları ise batıya gelecek biçimde yönlendiriliyordu. Çubuğun ölçek üstündeki gölgesi saati belirliyordu.

BEL-USUR’UN SAATİ

Geçmişi çok eskiye dayanan başka bir araç da, İÖ 300’lerde Babilli astronom Bel-Usur’un yaptığı sanılan yarıküresel bir güneş saatidir. Taş ya da ağaçtan yapılan bu araç, küp biçimindeki bir kütle ile buna açılmış yarıküresel bir oyuktan oluşuyordu. Oyuğun ortasına bir ucu yarıkürenin merkezinde olan bir işaret çubuğu yerleştirilmişti. Çubuğun gölgesinin gün boyunca yarı kürenin iç yüzeyinde izlediği yol yaklaşık olarak dairesel bir yay oluşturuyordu. Bu yayın uzunluğu ve konumu mevsimlere göre farklılık gösterdiğinden, yarıkürenin iç yüzeyine birden çok yay kazınmıştı. Her yay 12 eşit parçaya bölünmüş ve böylece Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen süre 12 eşit zaman dilimine ayrılmıştı. Ortaçağ Avrupa’sında en tanınmış Arap gök bilgini ve matematikçi Bettanî’ye (858-929) göre, 10. yüzyılda bile islâm ülkelerinde bile yararlanılan başlıca saat türüydü. Osmanlılar da güneş saatini çok kullanmışlardır. Özellikle büyük camilerin dış avlu duvarlarında güneş saatleriyle karşılaşılır.

Erzurum Şeyhler Mahallesi’nde bulunan Şeyhler Camisi Erzurum Müftüsü Habip Mehmet tarafından 1767 yılında yaptırılmış, 1950 yılında da onarılmıştır. Caminin sağında tek şerefeli minaresi bulunmakta olup, bunun üzerine de 1771 yılında Fehim Efendi tarafından güneş saati yerleştirilmiştir.

SU SAATLERİ

İÖ ikinci binyılda, azalan su basıncını dengelemek için eğimli kaplar ve değişik gün uzunluklarını ayarlayan cetveller kullanılmaya başlandı. Bunlar büyük olasılıkla gece nöbetlerini düzenlemek için yapılmış saatlerdi. Yunan meclis ve mahkemelerinde konuşma sürelerini sınırlamak için suyun boşalmasına dayalı basit saatler kullanılıyordu. Roma orduları da üç ya da dört kez tutulan gece nöbetlerinin süresini belirlemek için aynı yöntemden yararlanıyordu.

Su saatinin, Kuzey Amerika Yerlileri ve bazı Afrika halklarının kullandığı bir türü, batıncaya kadar bir delikten su alan küçük bir kayık ya da yüzen bir kaptan oluşuyordu. Bir başkasında ise kabın içine su dolduruluyor, su bir delikten boşalırken kabın üstünde bulunan ve kalan suyun düzeyini ölçen çizgilere bakılarak zaman okunuyordu. Babil’de Kaldelilerin bulduğu sanılan bu aracınİÖ 14. yüzyıldan kalma örneklerine Mısır’da rastlandı.

El-Cezeri’nin su saati ve davulcular saati

El Cezerî (Arapça: الجزري), tam adıyla Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî (أَبُو اَلْعِزِ بْنُ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز الجزري Abū al-‘Iz Ibn Ismā’īl ibn al-Razāz al-Jazarī), Robotik biliminin babası olarak kabul edilen sibernetik üzerine çalışmalar yapan ilk bilim adamı ve mühendistir.Diyarbakır’da yaşamıştır. (Vikipedi) “Çok icatları olan bilimadamıdır. Ancak burada saadece filli su saatinden bahsetmek istiyorum.”

ilk yarım saatte sağdaki şahin ağzındaki topu sağdaki yılana bırakır. Daha sonra yılan topu vazoya koyar. Fil sürücüsü balta ile filin başına vurur. Top filin göğsünden çıkıp, karnında asılı duran çana düşünce ses çıkar ve yarım saat geçtiği anlaşılır. Kalan yarım saatte ise aynı olaylar düzeneğin sol tarafında cereyan eder ve bir saat geçmiş olur.

Artuklu hükümdarı Nasıreddin Muhammed’in Diyarbakır’daki sarayında görev yapan mühendis el-Cezerî’nin (12-13. yüzyıllar) 1205 dolayısında yazdığı mekanik âletler kitabı Kitab-ül Hiyel’in 1315 tarihli bir nüshasında yer alan “Davulcular Saati” adlı otomat, ön yüzünün ardındaki gizli, mekanik aygıtlarla çalışıyordu. Kale siperinin yukarısındaki diskler saat başı renk değiştiriyor, kale siperinin üzerindeki figür saat başı bir mazgal ilerliyor, ortada duran kartal öne eğilip gagasında tuttuğu topu kovanın içine bırakıyor, top kovanın içine düşünce bir ezgi duyuluyor, aşağıdaki çalgıcılar çalgılarını çalmaya başlıyorlardı.

PROCOPIUS’UN SAATİ

Helenistik dönemde su basıncını sabit tutan taşma tanklarıyla donatılmış yeni “içe akışlı” su saatleri geliştirildi. Bu saatlerle zamanı ve astronomik olayları sürekli olarak gösteren, zillerin ve değişik işaretlerin kullanıldığı mekanik sistemler oluşturulabiliyordu. Romalı mimar Vitruvius bu tür aygıtlardan söz etmektedir; Filistin’de Gazzeli Procopius ise doğduğu kentin meydanına suyla çalışan böyle bir otomatik saat yapmıştır (İ.S. 530). Bu makine, saatleri birden altıya iki ardıl dizi olarak gösteriyordu ve her saat başında çalan çanların sesi uzaklardan bile duyuluyordu. Saatin düzeneği, mekanik figürleri hareket ettiren bir yapıya sahipti: Ön yüzünün üstündeki alınlıkta yer alan Medusa’nın gözleri her saat başında hareket ediyordu. Altta ise, önlerinde güneş tanrısının bir aşağı bir yukarı yürüdüğü on iki kapı vardı. Her saat başında kapılardan biri açılıyor ve dışarı, mitologyadaki on iki işinden birinin başında temsil edilen Herakles çıkıyordu. Procopius, müzikal ve mekanik figürler arasında, çırptığı kanatları ile saati kaplayan bir kartalı diğerlerinden ayrı tutmuştu. Geceleri, saatin kapılarının eşiklerinin ardında bir ışık dolaşıyordu. Benerzer saatler daha sonra Bizans imparatorluk sarayında da yapıldı ama Hıristiyan dünyasında bu iş için gerekli teknik ustalık hızla kayboldu.

YAPAY GÖK KUBBE

1232 yılında, Şam sultanı el Eşref, II. Frederich’e olağanüstü değerli bir ” yapay gök kubbe” hediye etmiştir. Bu gök kubbenin üzerinde yıldızların yörüngeleri ve gündüz ve gece saatleri izlenebiliyordu. Bu pahalı ve bakımı zor saat otomatların çoğu, saraylarda ya da zengin evlerinde düzenlenen eğlencelerde konukları eğlendirmek amacıyla kullanılıyordu. Amacı dua vakitlerini belirtmekten ibraret olan çok daha basit türdeşlerine kıysala pek de yaygın değillerdi.

Şam’da 10. yüzyıl ile 14. yüzyıl arasında Emeviye Camii’nde bulunan bir saatten söz edilir; sureliyeli mühendis Rıdvan’a göre, bu saat, namaz vakitlerini gösteriyordu. Yunanca-Latince-Arapça bir yazıtta ise, Sicilya’nın Norman kralı II. Roger’ın da, 1142 yılında Palermo’da saatleri gösteren bir saat inşaa ettirdiği anlatılır.

USTURLAB

Usturlab, eski gök bilginleri tarafından gök cisimlerinin konumlarını ve ufuk çizgisine göre yüksekliklerini belirlemekte kullanılan bir aygıttır. Ortaçağın sonlarına doğru, aygıta Güneş’in yükselimini gösteren tablolar eklenmiş ve böylece usturlab denizciler için enlem belirlemekte kullanılan bir seyir âleti durumuna gelmiştir. Ama, ilk biçimiyle usturlab, bir halkayla asılan ahşap bir diskten oluşuyordu. Diskin kenar çevresi daire derecelerine ayrılmıştı; diskin merkezinde bir pime, Güneş’e ya da bir yıldıza işaret edecek biçimde çevrilebilen ve albidad denen iki uçlu bir cetvel ya da ibre takılıydı. Daha sonraları usturlablar genellikle metalden yapılır oldu ve aygıtın ön yüzüne bir yıldız haritası levhası, arka yüzüne ise burçlar kuşağı halkası eklendi. Bu donanımın yardımıyla, günün hangi saatinde bulunulduğu saptanabiliyor, Güneş’in yüksekliği ölçüldükten sonra konumu burçlar kuşağı halkası üzerinde belirlenebiliyor, saat çemberine çizilen bir çizgiyle zaman bulunabiliyordu.

Kaynak: P DERGİSİ, KIŞ 2003/SAYI 28 S. 8,10,12,14,16,17

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: